Başkanın Mesajı
İstanbul'un müttefik kuvvetlerce işgal altına alındığı yıllarda, Karadeniz bölgesi ve özellikle Rize'de yaşayan insanlarımız çok güç koşullarda yaşam mücadelesi vermekte idiler. Kendi bölgelerindeki işsizlik ve coğrafik koşullar nedeni ile tarıma elverişli olmayan arazi yapısı, geçim derdine düşen insanlarımızı yeni arayışlara sevk etmiş ve iç içe yaşamış oldukları denizle daha da bütünleşik bir hale getirmişti. Kimisi olta balıkçılığına yönelmiş, kimisi de o dönemlerde Rus işgali altında olan Rize'de İpsiz Recep, Metozade Hüseyin, ve Mataracı Mehmet efendi gibi kahramanların önderliğinde milli mücadele kuvvetlerine yiyecek, asker ve silah ulaştırmak için kol kuvvetine dayalı deniz yolu ile ulaşım hizmetleri vermeyi seçmişlerdi. 1918 yılında Rize'nin kurtuluşunun gerçekleşmesini müteakip, deniz ulaşımını seçen dedelerimiz bu hizmetlerinin karşılığında para kazanmak ve ailelerine iyi bir yaşam temin etmek amacı ile arayışlar içine girmişler ve içinden deniz geçen şehir niteliğinde olan İstanbul'u seçerek gurbete çıkmışlardı. İşte 20.yüzyılın ilk çeyreğinde dedelerimiz tarafından startı verilen yolculuğumuzun başlangıç noktası ve amacı budur.

Denizle bütünleşik yaşayan dedelerimiz, İstanbul'da ilk zamanlar kayıklarla işe koyularak her iki yaka arasında ve bilhassa Haydarpaşa - Köprü(eski Galata) arasında yolcu taşımacılığına başlamış, para kazanmış, Rize'de yaşayan ailelerine gıda ve giyim malzemeleri ile para göndermişlerdi. Kayıkları ile yaşam ve ekmek mücadelesi verirken, bu kayıklar aynı zamanda kendi ikametleri de olmuştu. Yaşamış oldukları coğrafyanın kendilerine kazandırmış olduğu, mücadele etme ve kazanma azmi ile zorluklarla savaşmışlar, imkânlarını geliştirmek, teknelerini büyütmek ve motorize etmek için seferber olmuşlardı. O dönemlerde İstanbul'da makine ve motor piyasasının hemen hemen hiç olmayışı planladıklarının hayata geçirilmesini bir miktar olsa da geciktiriyordu. Ancak, İstanbul'u işgal eden güçlerin ayrılmalarını müteakip geriye bıraktıkları eski tank ve deniz araçlarının hurda makinelerini bulup satın alıyorlar, bunları o dönemin Rum ve Ermeni ustalarına tamir ettirip kullanılır hale getiriyorlardı. Artık kayıklardan motorlu deniz araçlarına geçmek için teknelerini büyütebilir, yeni tekneler inşa edebilirlerdi. Bir kısmı, o dönemlerde ahşap işlemenin ve tekne yapımının en yaygın olduğu ilçeler olan Derepazarı(Rize) ve Sürmene(Trabzon) ilçelerindeki atölyelerde yeni tekne siparişleri veriyor, bir kısmı da yine işgal kuvvetlerinden kalma ancak, yatmaktan hurda haline dönüşmüş olan saç ve ahşap servis teknelerini satın alıyor, bakım ve onarımını yaptırıyordu. İşte bu teknelere de tamirini yaptırmış oldukları motorları, makineleri koyarak motorlu deniz araçlarına sahip oluyorlardı.

1930 - 1940 yılları arasındaki o dönemlerde, deniz 'de yük taşıyan kamuya ait büyük Varkalar ve Mavnalar da dâhil olmak üzere İstanbul'da motorlu araçlara sahip olan tek denizcilik kuruluşu devlet işletmesindeki Şirketi Hayriye iken, dedelerimiz, babalarımız o günkü zor koşullarda teknelerini büyütmek ve yenilemekle kalmamış aynı zamanda motorize hale de getirmişlerdi. İstanbul'da Şirket-i Hayriye dışında, denizde makine gücü ile yürütülen ve o günlerde 28 motorlu tekne ile tek ticari filo olmamız sonucu halk tarafından farklılık ve taltif niteliğinde "Motorcular" olarak tanımlandık. Bu tanımlama bugüne gelindiğinde bile bizimle özdeşleşmiştir. Ancak zaman içinde bizimle birlikte aynı işi yapmakta olanlara da aynı yakıştırma yapılmıştır. Bu tanımlama esasen bizim için eskiden oluşan ve kazanılmış bir farklılığın taltifi anlamı taşımış olsa da, bugün bazıları bunu küçümser ifadeler için kullanmışlar ve hala aynı bakış açısı ile de kullanmaktadırlar.

Evet, İstanbul'a geliş amacı deniz yolu ile ulaşım hizmeti vermek ve bu sayede para kazanıp ailelerini geçindirmek olan büyüklerimiz, hem KİT'lere ve özellikle TDİ'ye tanınan tekel hakkından ve hem de yerel idarelerin değişik zamanlarda kendi BİT' lerini koruma altına almasından dolayı türlü, çeşitli engellemelerle karşılaştılar. İşte böyle zamanlarda çalışma alanlarımız kısıtlandırıldı, durduruldu, teknelerimiz bağlatıldı ve yeniden geçim sıkıntıları yaşanmaya başlandı. Özellikle 1960'lı yılların başlarında ulaşım hizmeti vermekten yoksun bırakıldığımız bu dönemlerde, büyüklerimiz yeni iş alanları yaratmaya çalıştılar. Bugün deniz turizm sektörü olarak adlandırılan, deniz yolu ile excursion (gezinti-tenezzüh) hizmetlerinin temeli, işte böyle bir zamanda büyüklerimizin ihtiyaçtan kaynaklanan arayışları sonucunda atılmıştır. Bugün yurdumuzun hemen tüm sahillerinde yaygın halde deniz turizm hizmeti veriliyor ve sektör olma niteliği taşıyorsa hiç tevazu göstermeden ifade etmeliyim ki bu işin orijinal lisansı bizim büyüklerimize ve onların devamı durumunda olan bizlere aittir.

Bizlere uygulanan toplu ulaşım kısıtlamasının yaşandığı bu dönemlerde, teknelerimiz bu defa deniz turizmine uygun hale getirilmiş, imkânların ve tekne boyutlarının elverdiği oranda küçük mutfak, büfe ve soğutucularla donatılmışlardı. Güverteleri, kiralayanların eğlenebilecekleri, yemek yiyip, güneşlenebilecekleri şekilde yeniden tasarlandı. Teknelerimizdeki bu değişiklikler turizm acentelerinin de dikkatini çekmiş ve yabancı partnerlerine, tur operatörlerine tavsiye etmişlerdi. Bunun sonucu olarak, gruplar halinde İstanbul ziyaretine gelen yabancıların paket turlarına, teknelerimizle yapılacak Boğaz Turu da dâhil edilmiştir. Bu dönemlerde İstanbul'da dâhil olmak üzere, ülkenin diğer hiçbir sahil kesiminde öncü olarak hayata geçirdiğimiz deniz turizm hizmetleri diye bir çalışma ve anlayış yoktu.

İşte böylece 1960 yılı başlarında başlayan turizm hizmetlerimiz öncelikli olarak iskele ve yanaşma yerleri problemleri olmak üzere türlü, çeşitli zorluklara rağmen halen devam etmektedir. Ayrıca deniz turizmine hizmet verecek teknelerin nitelikleri ile diğer çalışma şartlarını ihtiva ederek yürürlüğe giren deniz turizm yönetmeliğinin bir benzerinin özet niteliğinde olan ve deniz turizmine hizmet verecek olan teknelerin personel 'de dahil olmak üzere, olması gereken tüm nitelikleri, hizmet, konfor ve hijyen şartlarını da içeren Protokol'ü, 1999 yılında Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği-"TÜRSAB" ile yaptık. Halen turizm hizmetlerimize, hem deniz turizm yönetmeliği ve hem de TÜRSAB ile imza altına almış olduğumuz protokol çerçevesinde yükümlülüklerimizi yerine getirerek devam etmekteyiz.

Esas iştigal konumuz olan denizyolu toplu yolcu taşımacılığında zaman içinde yaşamış olduğumuz iniş ve çıkışlar olmasına rağmen deniz turizm hizmetlerimiz ve daha çok transfer hizmetlerimiz belirli bir istikrarla devam etmiştir. Özellikle TÜRSAB ile yapmış olduğumuz protokol, turizm acenteleri ile olan çalışmalarımızı daha da kurumsal düzeye getirmiştir.

Asli faaliyet alanımız olan deniz yolu ile kent içi toplu yolcu taşımacılığında ise, idarelerden kaynaklanan büyük engellemeler ve kendi içimizde yaşanan kısır çekişmeler nedeni ile 1970 ila 1998 yılları arası camiamız için tam anlamıyla kaybedilen yıllar olarak maalesef tarihteki yerini almıştır. 1998 yılına gelindiğinde ise tam anlamı ile dibe vurmuş olan faaliyetlerimiz, o günlerdeki ortaklarımızın şahsıma göstermiş oldukları güven ve teveccüh sonucu yeniden yapılanma ve toparlanmanın sağlanmasını gerçekleştirmek üzere yetkilendirildim. Yeniden yapılanmanın temel dayanağı olan yönetmeliğimizin hazırlanmasındaki teknik, hukuki, mali ve idari konularda, camiamızı tüm detayları ile bilgilendirmek ve ikna etmek için yaklaşık 1 yıl boyunca çok tartışmalı geçen seri toplantılar yaptık. Sonuçta yeni yönetmeliğimiz oy birliği kabul edilerek yeni düzenimize 2 Kasım 1998 yılında geçmiş olduk.

Bu tarihten sonra her konuda çok yol aldık. Bütün bunların detaylarını burada anlatacak değilim ama, filomuzun % 95'lik kısmı yenilenmiş, çağdaş taşımacılığa uygun ve rekabet gücü yüksek hale getirilmiş, toplam filomuzun yaklaşık 9.000 kişi olan koltuk kapasitesi 45.000 kişiye ulaştırılmış, taşınan yıllık yolcu sayımız yaklaşık 1 milyon kişiden, 30 milyon kişiye çıkarılmıştır. Marmara Denizinde çeşitli hatlar ihdas edilmiş, İzmir körfezinde 2000 yılından itibaren yolcu taşımacılığına başlanmış ve yurt dışı düzenli yolcu/araç seferlerine de faaliyetlerimize eklenmiştir.

Ancak bütün bu yapılanlar bizim için hiçbir zaman yeterli kabul edilmemiştir. Daha çok çalışmak ve daha çok üreterek hem topluma ve hem de ortaklarımıza katma değer yaratmayı ilke edindik.

Sektörümüzün sorunlarını çözerek sürekli gelişimini sağlamak üzere çalışmalarımıza devam ettiğimizi, enerjimizi pozitif anlamda kullanarak emniyet, konfor ve çevre güvenliğini sürekli yükseltmeye gayret ettiğimizi ifade eder, tüm yolcularımıza saygı ve sevgilerimizi sunarım.


 
Yönetim Kurulu Başkanı
Yunus CAN